26 Şubat 2011 Cumartesi

is the watch

Geçenlerde desti izdivaça katıldım. Tam o ortadaki sandalyede oturdum falan. İnsanlara kendimi tanıttım, insanlar beni tanıdı. Gelenler, gidenler oldu. Beğenenlerim oldu da kimseden elektrik alamadım, kimiyle arka odada oturup çay içtik. Ama onlarla da kafamız uyuşmadı. Evlenip boşanmıştı zaten çoğu.
Bir kaç kez de kenarda seyirci olarak katıldım programa. Kenardan ota boka muhalefet oldum. Yok kiracıysanız olmaz sizin evlilik dedim. Yok efendim çok yakışıyorsunuz ama işte... Yeri geldi eşşek kadar adamla koca kadının arasına girdim. Yok efendim elektrik alamadıysanız olmaz bu iş falan dedim. Bunu dediğim için kendimden nasıl olduysa hiç utanmadım. "Bana ne aq" dediğim de olmadı hiç. Hatta sunucu hanım, "seyircilerin de bir fikrini alalım" dediğinde kenarda adeta çıldırıyor, söz alayım da bir an önce muhalefet olayım diye, ilkokul çocugu gibi parmağımı sallayarak havaya kaldırıp mikrafonu almaya çalışıyordum. Tek derdim buymuş gibi. Ve hatta bir ara studyoda mehmet bey diye birine kitledim kendimi. Sürekli adamın üstünden prim yapıyordum. Ona sataşıyordum. Çünkü adama sürekli talip geliyordu. Bir keresinde 4 tane talibi oldu da nasıl kıskandım onu anlatamam. Öyle olunca da hep onun üstünden espiriler yaptım. Hep onun üstünden prim yapmalar, adamı küçük düşürmeler, rencide etmelere kadar gitti olay. Her program," çıkışta görüşücez seninle! " diyordu. Hakkaten de görüşüp birer çay içip kalkıyorduk bir mekandan. Arada döverim bak seni diyordu da ben yılmıyordum zorluyordum memoyu. Hala da arar memo görüşürüz. Neyse hayatımda bunlar olurken hiç durupta, " Napıyorum lan ben? Ne işim var burada? ", demiyordum. Zaten bunu demem için çok geçti artık. Normalde benim bunu studyoda bulunduğum ilk 10 dakika içinde söylemem gerekirken, 5. güne girdiğim o vakit söylemem çok anlamsızdı. Sıçmıştım bir kere ama farkında değildim ve olayın tadını çıkarıyordum.
6. günümde bir telefon geldi stüdyoya. Telefondaki kişi bizleri Bayburt'tan aradığını ve sefa bey e talip olduğunu söylüyordu. Tabi o öyle diyince kameralar da hemen beni çekti o esnada. Ama ben tam o sırada esnediğim için kulaklar tıkandı duyamadım. Gece geç yattığım için uykusuzdum ve sürekli esniyordum. Kameranın beni çektiğini fark edince hemen ağzımı kapadım ama çene kaslarım ağızımı öyle zorluyordu ki gözlerim dışarıya fırlayacaktı. Adeta gözlerimle esniyordum. Saçma sapan bir tip olmuştum kamera karşısında. Kadına şunu sormamdan belliydi durumum. Bana mı!? Evet dedi telefonda ki kadıncağız. Hay hay, dedim. Mehmet beye dönüp, " mehmet bey gibi olmasakta bizede talip çıkıyor arada yahuu" dedim ve yine mehmetten prim yaptım.
Sonra her gün kadını bekler oldum. Ne gözüme uyku girdi ne bir başka şey. Artık her gün studyoda esniyordum. Mehmet beyde zaten nişan, düğün derken evlendi gitti zengin bir kadına. İyice yapa yalnız kaldım. Çok sıkılıyordum. Ee tabi kadın Bayburt'tan geldiği için 3 günde geldi anca. İşi çıkmış iş yerinden izin mi ne alamamış falan filan neyse geldi oturduk o sandalyelere. Sürekli sorular soruyor ve bende cevaplıyordum. O var mı? Var. Şu var mı? Var. Kıl mısınız? Yün müsünüz? Evet, hayır derken bütün soruları sordu. Utanmadan bir de, "Ay heyecandan aklıma soru gelmiyor." die ekledi. Oysa ki sorulabilcek herşeyi sormuştu. Sonra bana dönüp, " ay hep ben sordum sizin sorunuz varsa sorabilirsiniz." dedi. Dedim var abla. Bir takım klişe sorular sorup cevap aldıktan sonra, " bu sorular aslında önemsiz sen şu soruma cevap ver." dedim. Gossip Girl ü izliyormusun? Stüdyoda bir sessizlik hakim oldu. Ve çok geçmeden cevap geldi. Hayır. Hiç duymadım. Dedi. Bende olley bee dedim aradığım kız meğersem Bayburt'taymış. Tamam evleniyorum dedim, oracıkta evlendik.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder