Geçen gece tangur tungur bir ses geldi balkonumdan. Resmen gece gece korkudan altıma sıçtım. Elim ayağım titredi, heyecan yaptım, kekeledim yani. Geç bir saatti çünkü, 4.30 falan. Düşün korkudan balkona bile bakamadım. Aslında hemen "kedidir yea" diyip kendimi rahatlattım. Ki zaten kedi olcak tabi, ne olcak o saatte? Hırsız mı? Hem hırsızın ne işi var gece 4.30'da bizim balkonda? Neyse yatıştı ortalık. Kahvemden bir yudum daha aldım. Kafeinden olsa gerek, birden zihnim açıldı ve dedim ki, "Aaa bunlar ne tanıdık tepkiler lan."
Sonra bunu gece yatmadan uzun uzun düşündüm hangi tepkilerdi bunlar diye. Arka arkaya sigara yaktım. Arada "Tısss" diye başımı sağa yatırarak yandan yandan ukalâca güldüm. Durup durup "garip yea, ilginç yea" dedim. O kadar da düşünülcek bir şey değildi bu aslında ama düşündükçe sonunda çözdüm olayı. Dedim, " O saatte kedi olduğundan emin olmama rağmen yine de bir hırsız olması şüphesiyle o sesten korktum lan, baya altıma sıçtım hatta, heyecan yaptım. Eee ben aşık olduğum zamanlarda da hep öyle oluyor. Karşımdakini, kalbimi çalıcak bir hırsız, sanıp heyecanlanıyorum ilk başta. Ki çalıyorlarda zaten orası ayrı. Neyse ellerim titriyor, kekeliyorum hatta bazen. İlginçtir aşık olduğum kişinin yüzüne bakamam zaten ben. Tıpkı balkona çıkıp bakmamam gibi. Yani aşık oldum diye heyecanlanıyorum. Ve yine nasıl ki balkondan gelen sesin, aslında bir hırsızdan falan değil de bir kediden olduğunu unutup korkuyorsam... İşte o aşık olduğum insanla da elbet bir gün biteceğini unuttuğum için salak salak zorluyorum aşkımı. Sonra da sıçmıyor muyum? Valla açıkça söyliyim, baya güzel sıçıyorum hacı. Net. Belki bu durumlarda sıçan tek ben değilimdir, orasını bilemem.
Neyse geç oldu, oh nede olsa artık çözdüm olayı deyip yatağıma yattım ama hala düşünüyordum ve yatakta hala kendi kendime diyordum ki, " Yoksa ben artık aşktan korkar mı oldum? Ya da tek korkum aşk mı olmuş? Lan tek korkum aşk olsaydı eğer az önce balkondan gelen sesten, niye korktum o zaman?". O yüzden hemen bu düşüncemden vazgeçtim ve uyumaya karar verdim. Ama uyuyamadım. Bence o balkondaki kedi falan değildi haa, bariz hırsızdı lan.
27 Şubat 2011 Pazar
26 Şubat 2011 Cumartesi
is the watch
Geçenlerde desti izdivaça katıldım. Tam o ortadaki sandalyede oturdum falan. İnsanlara kendimi tanıttım, insanlar beni tanıdı. Gelenler, gidenler oldu. Beğenenlerim oldu da kimseden elektrik alamadım, kimiyle arka odada oturup çay içtik. Ama onlarla da kafamız uyuşmadı. Evlenip boşanmıştı zaten çoğu.
Bir kaç kez de kenarda seyirci olarak katıldım programa. Kenardan ota boka muhalefet oldum. Yok kiracıysanız olmaz sizin evlilik dedim. Yok efendim çok yakışıyorsunuz ama işte... Yeri geldi eşşek kadar adamla koca kadının arasına girdim. Yok efendim elektrik alamadıysanız olmaz bu iş falan dedim. Bunu dediğim için kendimden nasıl olduysa hiç utanmadım. "Bana ne aq" dediğim de olmadı hiç. Hatta sunucu hanım, "seyircilerin de bir fikrini alalım" dediğinde kenarda adeta çıldırıyor, söz alayım da bir an önce muhalefet olayım diye, ilkokul çocugu gibi parmağımı sallayarak havaya kaldırıp mikrafonu almaya çalışıyordum. Tek derdim buymuş gibi. Ve hatta bir ara studyoda mehmet bey diye birine kitledim kendimi. Sürekli adamın üstünden prim yapıyordum. Ona sataşıyordum. Çünkü adama sürekli talip geliyordu. Bir keresinde 4 tane talibi oldu da nasıl kıskandım onu anlatamam. Öyle olunca da hep onun üstünden espiriler yaptım. Hep onun üstünden prim yapmalar, adamı küçük düşürmeler, rencide etmelere kadar gitti olay. Her program," çıkışta görüşücez seninle! " diyordu. Hakkaten de görüşüp birer çay içip kalkıyorduk bir mekandan. Arada döverim bak seni diyordu da ben yılmıyordum zorluyordum memoyu. Hala da arar memo görüşürüz. Neyse hayatımda bunlar olurken hiç durupta, " Napıyorum lan ben? Ne işim var burada? ", demiyordum. Zaten bunu demem için çok geçti artık. Normalde benim bunu studyoda bulunduğum ilk 10 dakika içinde söylemem gerekirken, 5. güne girdiğim o vakit söylemem çok anlamsızdı. Sıçmıştım bir kere ama farkında değildim ve olayın tadını çıkarıyordum.
6. günümde bir telefon geldi stüdyoya. Telefondaki kişi bizleri Bayburt'tan aradığını ve sefa bey e talip olduğunu söylüyordu. Tabi o öyle diyince kameralar da hemen beni çekti o esnada. Ama ben tam o sırada esnediğim için kulaklar tıkandı duyamadım. Gece geç yattığım için uykusuzdum ve sürekli esniyordum. Kameranın beni çektiğini fark edince hemen ağzımı kapadım ama çene kaslarım ağızımı öyle zorluyordu ki gözlerim dışarıya fırlayacaktı. Adeta gözlerimle esniyordum. Saçma sapan bir tip olmuştum kamera karşısında. Kadına şunu sormamdan belliydi durumum. Bana mı!? Evet dedi telefonda ki kadıncağız. Hay hay, dedim. Mehmet beye dönüp, " mehmet bey gibi olmasakta bizede talip çıkıyor arada yahuu" dedim ve yine mehmetten prim yaptım.
Sonra her gün kadını bekler oldum. Ne gözüme uyku girdi ne bir başka şey. Artık her gün studyoda esniyordum. Mehmet beyde zaten nişan, düğün derken evlendi gitti zengin bir kadına. İyice yapa yalnız kaldım. Çok sıkılıyordum. Ee tabi kadın Bayburt'tan geldiği için 3 günde geldi anca. İşi çıkmış iş yerinden izin mi ne alamamış falan filan neyse geldi oturduk o sandalyelere. Sürekli sorular soruyor ve bende cevaplıyordum. O var mı? Var. Şu var mı? Var. Kıl mısınız? Yün müsünüz? Evet, hayır derken bütün soruları sordu. Utanmadan bir de, "Ay heyecandan aklıma soru gelmiyor." die ekledi. Oysa ki sorulabilcek herşeyi sormuştu. Sonra bana dönüp, " ay hep ben sordum sizin sorunuz varsa sorabilirsiniz." dedi. Dedim var abla. Bir takım klişe sorular sorup cevap aldıktan sonra, " bu sorular aslında önemsiz sen şu soruma cevap ver." dedim. Gossip Girl ü izliyormusun? Stüdyoda bir sessizlik hakim oldu. Ve çok geçmeden cevap geldi. Hayır. Hiç duymadım. Dedi. Bende olley bee dedim aradığım kız meğersem Bayburt'taymış. Tamam evleniyorum dedim, oracıkta evlendik.
Bir kaç kez de kenarda seyirci olarak katıldım programa. Kenardan ota boka muhalefet oldum. Yok kiracıysanız olmaz sizin evlilik dedim. Yok efendim çok yakışıyorsunuz ama işte... Yeri geldi eşşek kadar adamla koca kadının arasına girdim. Yok efendim elektrik alamadıysanız olmaz bu iş falan dedim. Bunu dediğim için kendimden nasıl olduysa hiç utanmadım. "Bana ne aq" dediğim de olmadı hiç. Hatta sunucu hanım, "seyircilerin de bir fikrini alalım" dediğinde kenarda adeta çıldırıyor, söz alayım da bir an önce muhalefet olayım diye, ilkokul çocugu gibi parmağımı sallayarak havaya kaldırıp mikrafonu almaya çalışıyordum. Tek derdim buymuş gibi. Ve hatta bir ara studyoda mehmet bey diye birine kitledim kendimi. Sürekli adamın üstünden prim yapıyordum. Ona sataşıyordum. Çünkü adama sürekli talip geliyordu. Bir keresinde 4 tane talibi oldu da nasıl kıskandım onu anlatamam. Öyle olunca da hep onun üstünden espiriler yaptım. Hep onun üstünden prim yapmalar, adamı küçük düşürmeler, rencide etmelere kadar gitti olay. Her program," çıkışta görüşücez seninle! " diyordu. Hakkaten de görüşüp birer çay içip kalkıyorduk bir mekandan. Arada döverim bak seni diyordu da ben yılmıyordum zorluyordum memoyu. Hala da arar memo görüşürüz. Neyse hayatımda bunlar olurken hiç durupta, " Napıyorum lan ben? Ne işim var burada? ", demiyordum. Zaten bunu demem için çok geçti artık. Normalde benim bunu studyoda bulunduğum ilk 10 dakika içinde söylemem gerekirken, 5. güne girdiğim o vakit söylemem çok anlamsızdı. Sıçmıştım bir kere ama farkında değildim ve olayın tadını çıkarıyordum.
6. günümde bir telefon geldi stüdyoya. Telefondaki kişi bizleri Bayburt'tan aradığını ve sefa bey e talip olduğunu söylüyordu. Tabi o öyle diyince kameralar da hemen beni çekti o esnada. Ama ben tam o sırada esnediğim için kulaklar tıkandı duyamadım. Gece geç yattığım için uykusuzdum ve sürekli esniyordum. Kameranın beni çektiğini fark edince hemen ağzımı kapadım ama çene kaslarım ağızımı öyle zorluyordu ki gözlerim dışarıya fırlayacaktı. Adeta gözlerimle esniyordum. Saçma sapan bir tip olmuştum kamera karşısında. Kadına şunu sormamdan belliydi durumum. Bana mı!? Evet dedi telefonda ki kadıncağız. Hay hay, dedim. Mehmet beye dönüp, " mehmet bey gibi olmasakta bizede talip çıkıyor arada yahuu" dedim ve yine mehmetten prim yaptım.
Sonra her gün kadını bekler oldum. Ne gözüme uyku girdi ne bir başka şey. Artık her gün studyoda esniyordum. Mehmet beyde zaten nişan, düğün derken evlendi gitti zengin bir kadına. İyice yapa yalnız kaldım. Çok sıkılıyordum. Ee tabi kadın Bayburt'tan geldiği için 3 günde geldi anca. İşi çıkmış iş yerinden izin mi ne alamamış falan filan neyse geldi oturduk o sandalyelere. Sürekli sorular soruyor ve bende cevaplıyordum. O var mı? Var. Şu var mı? Var. Kıl mısınız? Yün müsünüz? Evet, hayır derken bütün soruları sordu. Utanmadan bir de, "Ay heyecandan aklıma soru gelmiyor." die ekledi. Oysa ki sorulabilcek herşeyi sormuştu. Sonra bana dönüp, " ay hep ben sordum sizin sorunuz varsa sorabilirsiniz." dedi. Dedim var abla. Bir takım klişe sorular sorup cevap aldıktan sonra, " bu sorular aslında önemsiz sen şu soruma cevap ver." dedim. Gossip Girl ü izliyormusun? Stüdyoda bir sessizlik hakim oldu. Ve çok geçmeden cevap geldi. Hayır. Hiç duymadım. Dedi. Bende olley bee dedim aradığım kız meğersem Bayburt'taymış. Tamam evleniyorum dedim, oracıkta evlendik.
25 Şubat 2011 Cuma
Tilki Kardeşim
Geçen gece arkadaşın arabasıyla giderken saçma sapan bir dağ yolunda karşımıza tilki çıktı. Kesiştik onunla, yavaş yavaş geçtik önünden. İnceledik hayvanı. O da bizi inceledi. Tam yan yana geldiğimiz esnada fırladı ormana doğru. Biz de bastık gittik yolumuza devam ettik. Sonra olaya şaşırdık, güldük ettik. Ama benim kafamda hep şu soru kaldı. "Tamam da nereye fırladı ki tilki?" Naptı mesela bizden sonra? Bir müddet panik haliyle salak salak ormana doğru koştu sonra "napıyorum lan?" ben diyip durup, sağa sola bakıp birden yine anlamsız bir şekilde bir yöne doğru koşmaya mı başladı? Ya da "Banane lan benim işim karşı yoldaydı. Bir sikko araba yüzünden niye bütün planımı çöpe attım ki?", diyip tekrar yola doğru karşı yola geçmek için geri mi koştu? Aslında bana ne be naptıysa yaptı demek isterdim ama şuan üzüldüm ona resmen. Bir de utanmadan hayvana arabanın farıyla uzun kısa, uzun kısa sellektör yapıyoruz. Gece gece hayvanı heyecana, strese soktuk, kafasında ki planı alt üst ettik, üstüne birde güldük dalga geçtik. Komikti lan ama. Alt tarafı 3 saniye falan geçtik tilkinin hayatından ama hayatında belki de büyük bir değişime sebep olduk. Belki artık araba görünce salak salak koşturmucak tekrar ormana. Geçen arabaya kafasıyla aleyküm selam yapıcak. Aldım selamını dicek ya da ne var lan diyecek yapılan sellektöre ve yoluna devam edecek. Umrunda olmuycak artık araba , motor... Gelecek geçecek. Herkes yoluna bakacak. Hayatını değiştirdik lan tilkinin. Miss gibi.
Ulan o değil de tilki kardeşim bile akıllanıyor yaşadıklarından bir ben akıllanmıyorum. Hala her sellektörden kaçıyorum. Hayatıma giren her araba, motor yüzünden planımı değiştiriyorum. Dur dur o ışık ne lan ilerde ki? Biri yine sellektör yapıyor galiba, bana mı ki acaba? Yok lan!
Ulan o değil de tilki kardeşim bile akıllanıyor yaşadıklarından bir ben akıllanmıyorum. Hala her sellektörden kaçıyorum. Hayatıma giren her araba, motor yüzünden planımı değiştiriyorum. Dur dur o ışık ne lan ilerde ki? Biri yine sellektör yapıyor galiba, bana mı ki acaba? Yok lan!
24 Şubat 2011 Perşembe
KEFAL
Artık değişik insanlarla ya da değişik şeylerle konuşmak istiyorum. Mesela farklı bir şeyle. Önce msn de eklesem onu. Bir müddet msn de tanışsak, kaynaşsak. Sonra dışarda buluşsak. Gelse böyle karşımda dursa ayı gibi. Bir yere gidip yemek yesek onunla. Bu yine ayı gibi yese. Bir kafe ya da bar da otursak. Yaptığım bir espiriye ayı gibi gülse. Herkes bize baksa. Utansam. Ertesi gün bir şans daha versem tekrar buluşsak. Sinemaya gitsek. Aşk tesadüfleri severe mesela. Perdeyi göremese insanlar bunun kafasından. Bu yine orda ayı gibi ağlasa. Akşam vedalaşırken ayı gibi sarılsa, sıksa. Öpse ayı gibi. Sonra ben bunu aramasam. O hep arasa, ayı gibi mesajlar atsa falan... Yok ya bir boz ayıylada olmaz bu iş.
Daha başka ya da daha cici bir şeyle mesela. Ne bileyim böyle kıpır kıpır olsa. Yerinde duramasa. Elle tutulmasa, kaçıverse hemen. İri gözlü iri dudaklı olsa, baksa böyle yan yan. Bir sağ gözüyle baksa bir sol gözüyle. Utangaçlığından ötürü düz bakamadığını düşünsem ben. Bu, diğer ayı gibi çok yemese, bir mekana gittiğimizde. Verdikleri kadar yese. Pek konuşmasa. Hatta hiç konuşmasa. Ağzını bıçak açmasa. Konuşturana kadar onu canım çıksa... Yok yok o da olmaz ya.. Ne öyle suskun suskun, hiç bana göre değil. Bu da olmaz. Nasıl olur ki lan zaten bir Kefal balığıyla.
Herkes farklı ya. İstekleri, beklentileri, eğlenceleri. Tamam elbet iki canlı arasında farklar olur. Hepsini geçtim biri ayı, biri kefal lan. Bunların arasında dağlar kadar fark var da, iki insan arasında nasıl bu kadar fark olur? Bin çeşit insan var ama sefa gider yine bir kefal bulur.
Daha başka ya da daha cici bir şeyle mesela. Ne bileyim böyle kıpır kıpır olsa. Yerinde duramasa. Elle tutulmasa, kaçıverse hemen. İri gözlü iri dudaklı olsa, baksa böyle yan yan. Bir sağ gözüyle baksa bir sol gözüyle. Utangaçlığından ötürü düz bakamadığını düşünsem ben. Bu, diğer ayı gibi çok yemese, bir mekana gittiğimizde. Verdikleri kadar yese. Pek konuşmasa. Hatta hiç konuşmasa. Ağzını bıçak açmasa. Konuşturana kadar onu canım çıksa... Yok yok o da olmaz ya.. Ne öyle suskun suskun, hiç bana göre değil. Bu da olmaz. Nasıl olur ki lan zaten bir Kefal balığıyla.
Herkes farklı ya. İstekleri, beklentileri, eğlenceleri. Tamam elbet iki canlı arasında farklar olur. Hepsini geçtim biri ayı, biri kefal lan. Bunların arasında dağlar kadar fark var da, iki insan arasında nasıl bu kadar fark olur? Bin çeşit insan var ama sefa gider yine bir kefal bulur.
22 Şubat 2011 Salı
Özlem
Git dedim ona. Gitmedi. Defol beni bir daha arama dedim. Aradı, affettim. Nefret ettim ondan. Her gece mesaj attı. Dayanamadım affettim. Yeter dedim. Seni istemiyorum dedim. Kapımda ağladı. Yalvardı. Affettim. Laftan anlamıyor musun sen dedim. Peki dedi. Sonra gitti. 5 ay ne aradı ne sordu. Öldüğünü düşündüm. Başına birşey geldi heralde dedim. Onu çok özledim. Nereye baksam onu görüyordum. Her yerde. Kokusu burnumdan hiç gitmiyordu zaten. Ağlıyordum her gece. Onda ki tadı başkasında aramaya başlıyordum. Kabaca olucak ama, fındık fıstıkta arar oldum. Ve bir gün hiç beklemediğim zamanda kapıma geldi. Çok heyecanlandım. Dedi ki, beni affedersen eğer bunca zaman sonra, sana o kadar yalvardığım da affetmedin ama şimdi affedersen kendimi şuracıkta yakarım dedi. Ne yapacağımı bilemedim. Çok korkmuştum. Ama herşeye rağmen dayanamadım ve ona dedim ki, seni affediyorum. O da bu lafımın üstüne hemen oracıkta kendini yaktı ve bende onu bir güzel içtim. Çok özlemişim. Başımı döndürdü bunca zaman sonra. Beni tekrardan kendisine tutsak etti. Ne çok özlemişim onu. Ondan defalarca özür diledim. Biri de beni bıraktı ama ben onu bak bırakamadım hala. Belki de herşey bu yüzden oldu. Hani etme bulma dünyası ya bu dünya. Zaten bırakabildiğim tek şey o şu hayatta, o da ara sıra. Yani yapmaz ah etmez o bana ve bende başladım tekrar ona. Sigaraya. Ama sigara derken hani...
Pır Pır
Artık şarkılar öyle duygusal geliyor ki, mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu şarkısı bile beni ağlatabiliyor. İlk ağladığım şarkıyı hatırlıyorum da, benim zaten ileride bu şarkılara karşı hassas olcağım o zamanlardan belliymiş diyorum.
İlkokul öğretmenimiz müzik dersinde, şarkıları flüt ile çalardı bizde şarkıyı söylerdik hep bir ağızdan saf saf. Gezerek çalardı sıraların arasında. Fareli köyün kavalcısı gibi takılırdı başımızda. Çok normal bir durummuş gibi. Gerçi aynı öğretmenimiz beden dersinde önlüklerimizle, yağ satarım bal satarım oynatırdı. O oyun için özel bir kostüm yok, tamam ama beden dersi değil mi? E eşortman giyeydik bari. Demek ki normalmiş aslında herşey. Neyse şöyle bir şarkı vardı işte;
Dağlar ardında bir orman varmış,
Orda bütün hayvanlar mutlu yaşarmış,
Bir avcı gelmiş, çokta zalimmiş,
Kesmiş biçmiş ormanı, yemiş onları.... Diye devam eden bir parça. Oha yemiş lan onları, yuh hayvan. Bu kısmı farketmemişim ben. O zaman farketsem demek ki komaya girermişim. Neyse devamı da var aslında, ikinci kıtasında da sonra işte ormanda neler olduğundan falan bahsediyor da hepsini yazmak istemiyorum. O kıta daha duygusal çünkü ağlarım falan şimdi o yüzden boşver. Sanki o pezevenk ormancı bizim eve dalmış, yıkmış, gitmiş gibi bir hüzün kaplıyordu içimi.Neyse ama bu şarkıyı şu tonlama ile okuduğunuzu düşünün. Ağıt gibi, 26 paket maltepe içmiş gibi. Bir de flüt sesi off işte o zaman çok duygusal oluyor bu single. Baksana şarkı bile diyemiyor insan , çünkü resmen single.
En son geçenlerde, Ferhat Göçerin bir şarkısını dinledim denk geldi ve Ferhat Göçer de iyiymiş lan dedim. Şu an anlıyorum ki ne Ferhat Göçer iyi, ne de mini mini bir kuş. Onlar iyi değil ,ben kötüyüm. Ama belki bende pır pır ederken canlanırım he belli mi olur?
İlkokul öğretmenimiz müzik dersinde, şarkıları flüt ile çalardı bizde şarkıyı söylerdik hep bir ağızdan saf saf. Gezerek çalardı sıraların arasında. Fareli köyün kavalcısı gibi takılırdı başımızda. Çok normal bir durummuş gibi. Gerçi aynı öğretmenimiz beden dersinde önlüklerimizle, yağ satarım bal satarım oynatırdı. O oyun için özel bir kostüm yok, tamam ama beden dersi değil mi? E eşortman giyeydik bari. Demek ki normalmiş aslında herşey. Neyse şöyle bir şarkı vardı işte;
Dağlar ardında bir orman varmış,
Orda bütün hayvanlar mutlu yaşarmış,
Bir avcı gelmiş, çokta zalimmiş,
Kesmiş biçmiş ormanı, yemiş onları.... Diye devam eden bir parça. Oha yemiş lan onları, yuh hayvan. Bu kısmı farketmemişim ben. O zaman farketsem demek ki komaya girermişim. Neyse devamı da var aslında, ikinci kıtasında da sonra işte ormanda neler olduğundan falan bahsediyor da hepsini yazmak istemiyorum. O kıta daha duygusal çünkü ağlarım falan şimdi o yüzden boşver. Sanki o pezevenk ormancı bizim eve dalmış, yıkmış, gitmiş gibi bir hüzün kaplıyordu içimi.Neyse ama bu şarkıyı şu tonlama ile okuduğunuzu düşünün. Ağıt gibi, 26 paket maltepe içmiş gibi. Bir de flüt sesi off işte o zaman çok duygusal oluyor bu single. Baksana şarkı bile diyemiyor insan , çünkü resmen single.
En son geçenlerde, Ferhat Göçerin bir şarkısını dinledim denk geldi ve Ferhat Göçer de iyiymiş lan dedim. Şu an anlıyorum ki ne Ferhat Göçer iyi, ne de mini mini bir kuş. Onlar iyi değil ,ben kötüyüm. Ama belki bende pır pır ederken canlanırım he belli mi olur?
TAVUK
Düşünüyorum da bu hayatta insan değil de civ civ olsam nasıl olurdu acaba? İnsan olduk olmadı çünkü. Bir gün böyle bir uyansam, yuvarlak birşeyin içinde olsam. Çok sıcak olsa bunalsam içinde. Ehh yeter diyip kafamla kırıp çıksam o şeyin içinden. Sonra etrafıma baksam , etrafımda bir sürü sarı renkte civ civ olsa. Salak salak ciklesek sabahtan akşama kadar. Hiç yorulmadan. Yanımdakini anlamaya çalışsam. Kassam düşünsem sürekli acaba arkadaşım mı, kardeşim mi? falan diye. Ama sürekli ötsek kafa ziksek. Sonra çarşamba pazarında, bizi satsalar 50 krş a. Bir tane mız mız şımarık bir kız çocuğu annesine zorla aldırsa beni. Onun oyuncağı olsam. Gitsem böyle yine bir kutunun içinde. Hava alayım diye deliği olsa kutunun. Sonra getirse beni evine alsa. Sevse 2-3 gün. Sonra sıkılsa benden. Unutsa falan beni. Yem mem vermese de ölsem oracıkta. Ya da alıp abimin küçükken civ civlere yaptığı gibi ranzadan aşağıya fırlatsa uç uç diye. Bacağımı kanadımı kırsa. O şekilde ölsem ya da yani bir şekilde öldürse beni.
Ya da pazarda satılmasam da, bir şekil de bala g.te bahçeli bir evde ölmeden büyüsem, Tüyler beyazlasa falan. O geçiş döneminde kendime uyuz olsam tipime. Sonra bildiğin tavuk olsam falan. Salak salak tek amacım yumurtlamak olsa, insanları doyursam falan. Ama ne kadar doyursam da sonunda, ee artık zamanı geldi diyip kesip yeseler beni o ev sahipleri. Ee yine yaranamadık öldük.
Demek ki ne olursam olayım sonuç hep aynı olcakmış ki zaten. Civciv olsan, çok tatlı olsan da sıkılıyorlar yada farketmeden öldürüyorlar. Tavuk olsan, g.tünü çatlatsan, yararlı olsan da bir şekilde zamanın geliyor. Kesip yiyorlar. Ee bir dakika şimdi düşündüm de bunlar benim başıma geldi, ben o zaman zaten tavukmuşum bu hayatta.
O zaman insan olarak devam edeyim lan ben. Hiç değilse konuşuyorum falan. Biri artistlik yapınca ne var lan!? diyebiliyorum. Civ civ falan olsan sarısın, sarışınsın zaten bir kere, kimse takmaz seni hem ne diceksin cik mi? Cik cik mi? Kanatta yok. Uçsan uçamıyorsun. Koşsan nereye kadar koşçaksın b.k kadar ayaklarla. Hiç bir savunman yok. Biri laf atsa, ne diyon lan diyip bıçak bile çekemessin ki, el yok. Ee napıcan mecbur kaçıcan. Ee hadi madem kaçtım ben...
Ya da pazarda satılmasam da, bir şekil de bala g.te bahçeli bir evde ölmeden büyüsem, Tüyler beyazlasa falan. O geçiş döneminde kendime uyuz olsam tipime. Sonra bildiğin tavuk olsam falan. Salak salak tek amacım yumurtlamak olsa, insanları doyursam falan. Ama ne kadar doyursam da sonunda, ee artık zamanı geldi diyip kesip yeseler beni o ev sahipleri. Ee yine yaranamadık öldük.
Demek ki ne olursam olayım sonuç hep aynı olcakmış ki zaten. Civciv olsan, çok tatlı olsan da sıkılıyorlar yada farketmeden öldürüyorlar. Tavuk olsan, g.tünü çatlatsan, yararlı olsan da bir şekilde zamanın geliyor. Kesip yiyorlar. Ee bir dakika şimdi düşündüm de bunlar benim başıma geldi, ben o zaman zaten tavukmuşum bu hayatta.
O zaman insan olarak devam edeyim lan ben. Hiç değilse konuşuyorum falan. Biri artistlik yapınca ne var lan!? diyebiliyorum. Civ civ falan olsan sarısın, sarışınsın zaten bir kere, kimse takmaz seni hem ne diceksin cik mi? Cik cik mi? Kanatta yok. Uçsan uçamıyorsun. Koşsan nereye kadar koşçaksın b.k kadar ayaklarla. Hiç bir savunman yok. Biri laf atsa, ne diyon lan diyip bıçak bile çekemessin ki, el yok. Ee napıcan mecbur kaçıcan. Ee hadi madem kaçtım ben...
20 Şubat 2011 Pazar
VOLTRAN
Ya böyle eski sevgililerim bir araya gelip voltran oluştursa da yeni bi sevgili çıkarsalar karşıma. Mesela birinin boyu olsa, birinin saçı olsa, birinin tarzı olsa, birinin beyni olsa. En zoru da bu aslında, ama olduğu kadar olsa. Mis gibi olur lan. Hiç kasmasam tekrar. Hiç bir eksik aramasam. Sonra baksam dalgama. Böyle baksa bana. Naber lan desem. İyi aga sen napıyon dese. Araya bir tane normal bir arkadaşım ahmet falanda karışmış olsa. Gülsem böyle Tısss, yapsam. Bir gün pikniğe gitsek, bir gün sinemaya, bir gün yemeğe gitsek, bir gün plazada dolaşsak, bir gün halı sahaya gitsek. Halı saha mı? Çık aradan ahmet! Güzel olurdu bence. Çünkü şimdi yeni biriyle tanış. Bam başka olsun. Sonra uğraş tekrar onla. Hazır uğraşılmış bugüne kadar, toplanın gelin işte hadi canlarım.Yormayın adamı. Canlarım benim ne tatlıştınız oysa ki hepiniz. Bak PC de robot resminizi yaptım. Süper birşey oluyorsunuz. Önce bıyıklı oldunuz ama. Sonra dedim niye böyle oldunuz lan, hee meğersem ahmettenmiş. Ahmeti beyne verdim herşey tam oldu. Hadi öptüm. Araşın buluşun bana haber verin bekliyorum.
19 Şubat 2011 Cumartesi
1986
Ulan bazen diyorum keşke 1051 de doğsaydım da 1071 malazgirt savaşından sonra anadolunun kapılarını türklere kredi kartımla ben açsaydım. O ne lan neyle açıyorsun sen kapıyı dediklerinde " kredi kartı yaa patlak zaten " deseydim. Sonra tek ben girip kapasaydım hemen kapıyı. Kimseyi almasaydım içeri. Lan oğlum o kadar savaştık biz diye bağırsalardı kapının arkasından. Bende banane deseydim.Takılsaydım tek başıma gezseydim falan. Arada bir tatillerde gelip anadoludan aldığım, anadolu plakalı arabamla artistlik yapsaydım akrabalarıma. Saçlarıma sarı attırsaydım falan. Taşlanmış entari giyseydim. Kapıma gelip aşure getirselerdi ara sıra. Sonra o aşure kabını yıkamadan komşunun çocuğuna teslim etseydim. Kapı da ismim yazsaydı, kapının önünde WELCOME yazan pas pasım olsaydı. Birini misafir ettiğimde ya da kız arkadaşım geldiğinde anadoluma, sen geç içeri diyip ayakkabılarını yan yana izaya getirerek bıraksaydım kapının önüne. Anadolu da biraz dağınık ama kusura bakma deseydim. Misafirim de yada işte kız arkadaşım da yok yok önemli değil canım ben yabancımıyım deseydi. Film izleseydik beraber. Sarılsaydık falan. Sonra geç oldu ben gideyim deseydi misafirim. Bende kal yaa bu saatte gidilmez demeseydim de g.t olsaydı. Gitseydi falan. Varınca çaldır falan demeseydim. Varamasaydı bile. Ben yine mutlu olarak yaşamaya devam etseydim anadolumda. Sonra ara ara "acaba alsam mı lan diğer türkleri de, açsam mı kapıyı?" diye düşünsemde, "amaan iyi böyle yaa banane" diyip hemen vazgeçseydim bu fikrimden. İşte o zaman hiç sıkıntım olmazdı. Şimdi herşey sıkıntı lan. Sıkıntı da değil aslında, özel değil sadece. O zaman çok özel olucaktı yaşamak. Düşünsene napıyor lan bu anadolu da dicek herkes merak edicek. Off süper olurmuş lan bok var 1986 da doğduk aq.
Cimri
-Selllam!.
*Aa Selam.
-Naber denyo?
*Bak yaa!
-Ne oldu susmuşsun. Ağlanmıyorsun artık sağda solda? Hayırdır. Bir havalar bir havalar, sürekli bir yerlerde takılmalar falan ne oluyor? Ne iş? Çözmüşsün galiba artık olayı? Gerçi sen birşeyi çözemessin çözdüğünü sanarsın sadece. 2 gün sonra tekrar başlarsın. 3 gündür seni takip ediyorum sikko sikko takılıyorsun da hadi dedim ses etmiyim söylemeyim kendi anlasın ama senin anlıyacağın yok yine.
*Abi gider misin lütfen.
-Yok. Sende bu az gelişmiş beyin olduğu sürece gelip sana gerçekleri vurup gidicem hep. Benim de başıma geldi çünkü bu olay. Birini çok sevmiştim. Baya çok. Sonra kız askere gitti. Ayrıldık askerdeyken.
*Askere mi gitti?
-Evet. Abisinin yemin törenine gitti. Ama o yemin töreni nasıl olduysa nişan törenine dönüştü. Geldiğinde nişanlıydı. Dedim salak mısın sen? Hiç orgeneralle evlenilir mi? O da kimle evlenilir ? dedi. Cevap veremedim. Bir kendime baktım şöyle. Sana benziyordum resmen. Hatta tıpkı sendim. Sonra dedim haklısın bende olsam bende evlenmezdim benle. Ney? Dedi. Tekrarladım cümlemi. Yine anlamadı. Hece hece anlattım. Haklısın dedim, bende olsam dedim, bende evlenmezdim dedim benle dedim. Yüzüme baktı sonra kaşlarını bir yukarı bir aşağı bir yukarı bir aşağı yaptı. O ne lan dedim içimden. Sonra düğün vakti yaklaştı. Ben daha çok heycanlıydım ondan. Buz dolabı alıyorlardı. Koltuk alıyorlardı bende yanlarındaydım hep. Mesela buz dolabı alıyorlardı yine yanlarındaydım. Arada yorum yapıyordum hatta. "Yeaa gri buzdolabını napıcaksın, sırf gri renk diye 2 kat fiyat vermeye ne gerek var" gibi yorumlar. Kimsede bana, "sen kimsin lan" demiyordu. Düğün zamanı geldi. Düğününe gittim halay çektim damatla. Tabi damadın orgeneralliğini falan unutmuşum ben. Artık ne içirdilerse bana. Ben halay çektikçe orgeneralle, onun yıldızlarının rütbelerinin teker teker düştüğünü gördüm. En son tek bir yıldızı kaldı. Adamı resmen oracıkta ER yaptım. Sonra farkettim ki o son kalan şey de yıldız değilmiş, düğünde taktığım küçük altınmış. Zaten amacımda oydu aslında. O taktığım küçük altını düşürmek. O hariç bütün yıldızlar düşünce bende oradan koşarak uzaklaştım.
*Ne pis bir adammışsın sen.
-Öyle deme seven insanın gözü kararır ne yaptığını bilemez. İşte sen bil diye anlatıyorum bunları.
*Ama senin yaptığın seven adam işi değil ki. Cimri adam işi.
-Olsun. Şimdi onlar mutlu. Belki benim küçük altınımla Bimden alışveriş yaptılar. Belki benim küçük altınımla aldıkları DOST yoğurttan zehirlendiler. Kim bilir. Belki benim dolmuşa vereceğim son bozuk param yere düşüp döne dolaşa mazgala girmiştir.
*Yuh! Cimri misin abi sen?
-Kim? Ben mi?
*Aa Selam.
-Naber denyo?
*Bak yaa!
-Ne oldu susmuşsun. Ağlanmıyorsun artık sağda solda? Hayırdır. Bir havalar bir havalar, sürekli bir yerlerde takılmalar falan ne oluyor? Ne iş? Çözmüşsün galiba artık olayı? Gerçi sen birşeyi çözemessin çözdüğünü sanarsın sadece. 2 gün sonra tekrar başlarsın. 3 gündür seni takip ediyorum sikko sikko takılıyorsun da hadi dedim ses etmiyim söylemeyim kendi anlasın ama senin anlıyacağın yok yine.
*Abi gider misin lütfen.
-Yok. Sende bu az gelişmiş beyin olduğu sürece gelip sana gerçekleri vurup gidicem hep. Benim de başıma geldi çünkü bu olay. Birini çok sevmiştim. Baya çok. Sonra kız askere gitti. Ayrıldık askerdeyken.
*Askere mi gitti?
-Evet. Abisinin yemin törenine gitti. Ama o yemin töreni nasıl olduysa nişan törenine dönüştü. Geldiğinde nişanlıydı. Dedim salak mısın sen? Hiç orgeneralle evlenilir mi? O da kimle evlenilir ? dedi. Cevap veremedim. Bir kendime baktım şöyle. Sana benziyordum resmen. Hatta tıpkı sendim. Sonra dedim haklısın bende olsam bende evlenmezdim benle. Ney? Dedi. Tekrarladım cümlemi. Yine anlamadı. Hece hece anlattım. Haklısın dedim, bende olsam dedim, bende evlenmezdim dedim benle dedim. Yüzüme baktı sonra kaşlarını bir yukarı bir aşağı bir yukarı bir aşağı yaptı. O ne lan dedim içimden. Sonra düğün vakti yaklaştı. Ben daha çok heycanlıydım ondan. Buz dolabı alıyorlardı. Koltuk alıyorlardı bende yanlarındaydım hep. Mesela buz dolabı alıyorlardı yine yanlarındaydım. Arada yorum yapıyordum hatta. "Yeaa gri buzdolabını napıcaksın, sırf gri renk diye 2 kat fiyat vermeye ne gerek var" gibi yorumlar. Kimsede bana, "sen kimsin lan" demiyordu. Düğün zamanı geldi. Düğününe gittim halay çektim damatla. Tabi damadın orgeneralliğini falan unutmuşum ben. Artık ne içirdilerse bana. Ben halay çektikçe orgeneralle, onun yıldızlarının rütbelerinin teker teker düştüğünü gördüm. En son tek bir yıldızı kaldı. Adamı resmen oracıkta ER yaptım. Sonra farkettim ki o son kalan şey de yıldız değilmiş, düğünde taktığım küçük altınmış. Zaten amacımda oydu aslında. O taktığım küçük altını düşürmek. O hariç bütün yıldızlar düşünce bende oradan koşarak uzaklaştım.
*Ne pis bir adammışsın sen.
-Öyle deme seven insanın gözü kararır ne yaptığını bilemez. İşte sen bil diye anlatıyorum bunları.
*Ama senin yaptığın seven adam işi değil ki. Cimri adam işi.
-Olsun. Şimdi onlar mutlu. Belki benim küçük altınımla Bimden alışveriş yaptılar. Belki benim küçük altınımla aldıkları DOST yoğurttan zehirlendiler. Kim bilir. Belki benim dolmuşa vereceğim son bozuk param yere düşüp döne dolaşa mazgala girmiştir.
*Yuh! Cimri misin abi sen?
-Kim? Ben mi?
13 Şubat 2011 Pazar
EKSİK
Uyanıyorsun yine ayrı bir sabaha. Her şey yerli yerinde gibi. Eğer annen, benim annem gibi çaktırmadan, sabah sabah, tangur tungur sesler çıkartarak hem seni uyandırmak hem de ortalığı toparlama babında odana girmemişse, dün çıkardığın pantolon , gömlek, bere atkı her neyse hepsi nereye fırlattıysan orda. Her şey normal dışardan bakıldığında. Ne eksik peki? Cebinde ki bozuk 2 tl mi? Eğer oysa sabah annen ekmek aldırmıştır mahallede ki çocuklara. camış gibi uyuduğun için... Hayvan gibi uyuyorsun lan, saat 2 ye kadar uyunur mu? Sonra da o eksik, bu eksik diyorsun. Gece neyi, nereye, nasıl koyduğunu hatırlıyor musun ki? Salak mısın lan sen? Kalk bi çeki düzen ver kendine. Ne biliyim git bir saçını başını falan kestir. O zaman hissedersin işte eksiği. Saçtan kapanan kulakların açılınca..
-Peki ya sen kimsin?
-Senim.
-İç sesim mi yani?
-Evet!
-Hee tamam devam et.
Eksik olan birşey yok bu hayatta. Herşey aslında yerli yerinde. Herkes durduğu yerde. Ne eksiliyor, ne değişiyor. Haklısın, hep senin olsun hep sende kalsın istiyorsun bazı şeyleri ama senin olan şeyler artık senin olmuyor gidiyor bazen. Para gibi. Kız arkadaş gibi. Çiş gibi. "Nee?" Çiş gibi tabi. ÇİŞ gitmiyor sanki. Senin o da değil mi? Oh valla birayı,kolayı,suyu,çayı,bozayı içerken iyi. Onlar boğazdan geçerken lıkır lıkır iyi, midede lambur lumbur sallanırken iyi, ama işerken..?
-Tamam abi anladık!
-Anlamıyorsun, anlamazsın sen.
-Ee devam et?
-Ne devam etcem o kadar işte. Hiç birşey eksik değil yani. Herşey yerli yerinde o yüzden kasma diyorum. Üzülme.
-Üzülmüyorum ki.
-S.ktr lan!
-Ne yani şimdi? Hayat dersi mi verdin bana ne verdin?
-Hiç öylesine konuştum laf olsun diye. Artistlik yaptım sadece.
-Farkettim zaten, önce diyorsun bazı şeyler hep senin olsun hep sende kalsın istiyorsun falan ama sonra verdiğin örnek, ÇİŞ. Lan napayım çişi ben. Neden benim olsun hiç gitmesin isteyim. S.ktrsin gitsin banane. Hatta hadi sende aynı şekilde git şimdi!
-Tamam hadi öptüm by! Ararım sonra tekrar...
-Arama.
-Peki ya sen kimsin?
-Senim.
-İç sesim mi yani?
-Evet!
-Hee tamam devam et.
Eksik olan birşey yok bu hayatta. Herşey aslında yerli yerinde. Herkes durduğu yerde. Ne eksiliyor, ne değişiyor. Haklısın, hep senin olsun hep sende kalsın istiyorsun bazı şeyleri ama senin olan şeyler artık senin olmuyor gidiyor bazen. Para gibi. Kız arkadaş gibi. Çiş gibi. "Nee?" Çiş gibi tabi. ÇİŞ gitmiyor sanki. Senin o da değil mi? Oh valla birayı,kolayı,suyu,çayı,bozayı içerken iyi. Onlar boğazdan geçerken lıkır lıkır iyi, midede lambur lumbur sallanırken iyi, ama işerken..?
-Tamam abi anladık!
-Anlamıyorsun, anlamazsın sen.
-Ee devam et?
-Ne devam etcem o kadar işte. Hiç birşey eksik değil yani. Herşey yerli yerinde o yüzden kasma diyorum. Üzülme.
-Üzülmüyorum ki.
-S.ktr lan!
-Ne yani şimdi? Hayat dersi mi verdin bana ne verdin?
-Hiç öylesine konuştum laf olsun diye. Artistlik yaptım sadece.
-Farkettim zaten, önce diyorsun bazı şeyler hep senin olsun hep sende kalsın istiyorsun falan ama sonra verdiğin örnek, ÇİŞ. Lan napayım çişi ben. Neden benim olsun hiç gitmesin isteyim. S.ktrsin gitsin banane. Hatta hadi sende aynı şekilde git şimdi!
-Tamam hadi öptüm by! Ararım sonra tekrar...
-Arama.
Etli nohut ve gossip girl
Yok abi bir evde etli nohut pişiyor ve yeniyorsa o evde Gossip Girl cülük yapılmaz. Olmaz yani yakışmaz ki. Bir düşün ya. Sokakta bütün gün takılmışsın belli bir role bürünmüşsün. Atıyorum kimi sanki sex pistols grup üyeleri gibi kimi ünlü bir aktirst gibi ya da ne diyorum ben ya dur en güzel örnek yani gossip girl gibi takılmışsın. Gelmişsin evine hala o roldesin istem dışı. Annene, karına, anneannene ( ki bu arada anneanneler de popüler oldu genç kızsan ve anneannen varsa hala hayatta ve sağ ise çok şanslısın. Sana şanslı gözüyle bakılıyor. Grand mama! ) neyse selam, merhaba, hay! ben geldim, ne var yemek olarak? Çok açım da ihihi. Bu sorunun üstüne gelecek cevap çok önemli işte. Eğer cevap şu olursa hiçbir sorun yok. Chicken mexicano tatlım! Ovv harika en sevdiğimden kurt gibi acıkmıştım doğrusu… Böyle olursa sorun yok ama eminim çok nadir oluyordur bu. Anca annemiz, anneannemiz yabancı uyruklu biri değilse. Neyse biz gerçeğe dönelim. Gerçek diyorum çünkü gerçektende acı bir gerçek.
Girdim içeri eve adımı attım. Yo yo bir dakika daha eve girmedim önce bir dışarıda araba ile dolaştım. Deri ceketimi çıkarmadım. Arabam eski model. Dinlediğim müzikler eski. Mesela Self Control'ü bilir misiniz? Nerden bilceğniz. Neyse yani anlayacağınız. Ben sefa mefa değilim. Bir Steve falanım. Bir The Beatles 'ım artık. Yani arkada davul falan çalanıyım. Ya da konserlerinde kablo, anfi, gitar taşıyanıyım ama biriyim yani onlarla takılıyorum sürekli. Kanka falanız. Öyle bir rol işte bendeki de. Eve geliyorum. Anneme soruyorum, ne yemek var? Diyor ki ETLİ Nohut. Suratımı ekşiltiyorum hemen. Annem bunu nohudun etli olmasından kaynaklandığını düşünüyor. Ama aslında değil. Bir anda flaşlar patlıyor beynimde, gözümde. Diyorum ki nasıl yaaa? Nasıl olabilir bu? 2 dakika önce the beatlestım ben Steve'dim, ve bundan 5 dakika sonra etli nohut yiyor olacağım. İşte bunu gören bu gerçeği gören tek ben miyim? Bir Brad pittlerin nohut yediğine şahit olan var mı aranızda? Ya da bunu kızlara sormalı, gossip görlcülere, onlar pür dikkat izliyorlar takip ediyorlar. Onlarda var mı etli nohut yiyen biri. Çıkar şimdi aradan biri, “VAR! GÖRDÜM BEN!” y.rak gördün. “HAYIR! GÖRDÜM ERASMUSLA GİTMİŞTİM BEN…” Ya bir sus çakıcam şimdi ağzına iki tane.
Bir de şu var. O da çok acayip. Hoş geldin sefa. Hoş bulduk anne. Aç mısın gel bak yemek yaptım yemek yiyoruz. Etli nohut… Yok anne ben gelmeden önce Burger king te wooper menü yedim… Al sana başka bir şok. Kaldı ki etli nohutu da hiç sevmezdim. Etli diye değil normalini de sevmezdim. Bir gün annem dedi “yahu yesene bir kere tatsana şunu.” “Yok yok” diye diye inatlaşıyordum. Bir gün, “ya bir tat şunu aynı kestane gibi” dedi annem. Tamam deyip ağzıma attım. Aa aynı kestane gibiymiş gerçekten dedim. Kaldı ki kestaneye de bayılan bir insan değildim. Ama şimdi olacaktı böyle sobanın üstünde pişecekti. Bir dakika bir dakika hangi soba yaa? Soba kaldı mı ki?
Girdim içeri eve adımı attım. Yo yo bir dakika daha eve girmedim önce bir dışarıda araba ile dolaştım. Deri ceketimi çıkarmadım. Arabam eski model. Dinlediğim müzikler eski. Mesela Self Control'ü bilir misiniz? Nerden bilceğniz. Neyse yani anlayacağınız. Ben sefa mefa değilim. Bir Steve falanım. Bir The Beatles 'ım artık. Yani arkada davul falan çalanıyım. Ya da konserlerinde kablo, anfi, gitar taşıyanıyım ama biriyim yani onlarla takılıyorum sürekli. Kanka falanız. Öyle bir rol işte bendeki de. Eve geliyorum. Anneme soruyorum, ne yemek var? Diyor ki ETLİ Nohut. Suratımı ekşiltiyorum hemen. Annem bunu nohudun etli olmasından kaynaklandığını düşünüyor. Ama aslında değil. Bir anda flaşlar patlıyor beynimde, gözümde. Diyorum ki nasıl yaaa? Nasıl olabilir bu? 2 dakika önce the beatlestım ben Steve'dim, ve bundan 5 dakika sonra etli nohut yiyor olacağım. İşte bunu gören bu gerçeği gören tek ben miyim? Bir Brad pittlerin nohut yediğine şahit olan var mı aranızda? Ya da bunu kızlara sormalı, gossip görlcülere, onlar pür dikkat izliyorlar takip ediyorlar. Onlarda var mı etli nohut yiyen biri. Çıkar şimdi aradan biri, “VAR! GÖRDÜM BEN!” y.rak gördün. “HAYIR! GÖRDÜM ERASMUSLA GİTMİŞTİM BEN…” Ya bir sus çakıcam şimdi ağzına iki tane.
Bir de şu var. O da çok acayip. Hoş geldin sefa. Hoş bulduk anne. Aç mısın gel bak yemek yaptım yemek yiyoruz. Etli nohut… Yok anne ben gelmeden önce Burger king te wooper menü yedim… Al sana başka bir şok. Kaldı ki etli nohutu da hiç sevmezdim. Etli diye değil normalini de sevmezdim. Bir gün annem dedi “yahu yesene bir kere tatsana şunu.” “Yok yok” diye diye inatlaşıyordum. Bir gün, “ya bir tat şunu aynı kestane gibi” dedi annem. Tamam deyip ağzıma attım. Aa aynı kestane gibiymiş gerçekten dedim. Kaldı ki kestaneye de bayılan bir insan değildim. Ama şimdi olacaktı böyle sobanın üstünde pişecekti. Bir dakika bir dakika hangi soba yaa? Soba kaldı mı ki?
Yine
Oğlum ne yapıyorsun lan sen. Kendine gel. Neden her hayatına giren kıza kadına kendini bu kadar kaptırıyorsun lan. Mal! Bir baksana kendine şöyle? Diyor bana hep iç sesim. Bende diyorum ki ona;
“ Evet ne var bunda seviyorum. Sevdiğim insan içinde maymuna dönüyorum. Ne var? Ta ki düne belki de bugüne dek. Sonra dedim ki ne oluyor lan? ” Ee geçen sefer de öyle diyordun diyor bana. Haklı, hep öyle derim çünkü, demek ki ben böyleyim. Al bak; " Aşk mı? Tövbe yoook bir daha öyle yağmurda ıslanmak. Yol kestirme diye asfalt yoldan değil de çamurlu yoldan yürümek. Otobüs ile 45 dakikada ama metro 35 dakika da gidiyor diye metro artı dolmuşa binmek yok. 10 dakikanın hesabı yok. Yani artık eski sefa yok. Bitti gitti o sefa." gibi konuşurum. Ama gel gör ki yine bir aşk yine bir sevda. Bu sözleri aldım attım çöpe. Sanki karşımda hep eşek osuruyordu. Ya da bunlardan bahsederken karşımda hiç insan yoktu, beni dinleyen yoktu. Yazık onlarında kafasını şişirdim. Gerçi üzülmüyorum onlarda zaten, “he abi he abi” diye beni geçiştiriyordu. Çünkü benim nasıl biri olduğumu benden daha iyi biliyorlardı. İç sesim bana hep baskı yapıyor. Yapma etme diye ama napim işte böyleyim yani.
Tamam doğru söylüyor evet. Hep derler ki, abi kızlara yüz verme. Kaptırma kendini cool ol. Sert ol. Acımasız ol. Diyorum tamam öyle olucam. Sonra diyorum, neden ki? Niye öyle olmalıyım? Onların yaptığını ben niye onlara yapayım? Hoş bir şey mi bu? Değil. Ee o zaman niye bunu yapmamız gerekiyor. Diyorlar ki baksana hak ediyor. Şimdi düşünüyorum da. Aslında herkes birbirinin gazına geliyor. Ayşegül, Gülşah'ın gazına, Timuçin ise Bertuğ'nun gazına geliyor. Sonra karşılıklı sahaya çıkıyorlar. Hadi bakalım hangimiz daha acımasızız.
Neyse ben kimseye kötü olamam abi. Onlar gibi ezik değilim. He onlarda bunun farkına varacaklar ama ne zaman. Çok sevdikleri insanları kaybettikleri zaman farkına varacaklar. Benim onlardan tek farkım ne biliyor musunuz? Ben sadece o fark edilecek kişiyim. Ulan sefa iyiydi be denilip dize vurulacak kişiyim. He bu durum benim bir s.kime yarayacak mı? Hayır. Öyle gelip geçicem akıllardan. Aman o insanların o zihniyette ki insanların akıllarına bile girip çıkmayım valla. Belki yanılıyorumdur. Yuh ne alakası var ya. Diyenler olacak ama merak etmesin. Yeni nesil gümbür gümbür geliyor. Çarparsın sende birine. Akıllı ol düşme benim düştüğüm duruma sende. Ahanda!! Bak bende tavsiye vermeye başladım. İster istemez bir Timuçin oldum. O yüzden bana ne ne yaparsan yap valla takıl. Sen iyi ol. Ben iyi bir insanım. İyi bir insan olarak ta kalıcam. Dimi lan iç ses? “Y.rramı kalacaksın.” Aşk olsun!!
“ Evet ne var bunda seviyorum. Sevdiğim insan içinde maymuna dönüyorum. Ne var? Ta ki düne belki de bugüne dek. Sonra dedim ki ne oluyor lan? ” Ee geçen sefer de öyle diyordun diyor bana. Haklı, hep öyle derim çünkü, demek ki ben böyleyim. Al bak; " Aşk mı? Tövbe yoook bir daha öyle yağmurda ıslanmak. Yol kestirme diye asfalt yoldan değil de çamurlu yoldan yürümek. Otobüs ile 45 dakikada ama metro 35 dakika da gidiyor diye metro artı dolmuşa binmek yok. 10 dakikanın hesabı yok. Yani artık eski sefa yok. Bitti gitti o sefa." gibi konuşurum. Ama gel gör ki yine bir aşk yine bir sevda. Bu sözleri aldım attım çöpe. Sanki karşımda hep eşek osuruyordu. Ya da bunlardan bahsederken karşımda hiç insan yoktu, beni dinleyen yoktu. Yazık onlarında kafasını şişirdim. Gerçi üzülmüyorum onlarda zaten, “he abi he abi” diye beni geçiştiriyordu. Çünkü benim nasıl biri olduğumu benden daha iyi biliyorlardı. İç sesim bana hep baskı yapıyor. Yapma etme diye ama napim işte böyleyim yani.
Tamam doğru söylüyor evet. Hep derler ki, abi kızlara yüz verme. Kaptırma kendini cool ol. Sert ol. Acımasız ol. Diyorum tamam öyle olucam. Sonra diyorum, neden ki? Niye öyle olmalıyım? Onların yaptığını ben niye onlara yapayım? Hoş bir şey mi bu? Değil. Ee o zaman niye bunu yapmamız gerekiyor. Diyorlar ki baksana hak ediyor. Şimdi düşünüyorum da. Aslında herkes birbirinin gazına geliyor. Ayşegül, Gülşah'ın gazına, Timuçin ise Bertuğ'nun gazına geliyor. Sonra karşılıklı sahaya çıkıyorlar. Hadi bakalım hangimiz daha acımasızız.
Neyse ben kimseye kötü olamam abi. Onlar gibi ezik değilim. He onlarda bunun farkına varacaklar ama ne zaman. Çok sevdikleri insanları kaybettikleri zaman farkına varacaklar. Benim onlardan tek farkım ne biliyor musunuz? Ben sadece o fark edilecek kişiyim. Ulan sefa iyiydi be denilip dize vurulacak kişiyim. He bu durum benim bir s.kime yarayacak mı? Hayır. Öyle gelip geçicem akıllardan. Aman o insanların o zihniyette ki insanların akıllarına bile girip çıkmayım valla. Belki yanılıyorumdur. Yuh ne alakası var ya. Diyenler olacak ama merak etmesin. Yeni nesil gümbür gümbür geliyor. Çarparsın sende birine. Akıllı ol düşme benim düştüğüm duruma sende. Ahanda!! Bak bende tavsiye vermeye başladım. İster istemez bir Timuçin oldum. O yüzden bana ne ne yaparsan yap valla takıl. Sen iyi ol. Ben iyi bir insanım. İyi bir insan olarak ta kalıcam. Dimi lan iç ses? “Y.rramı kalacaksın.” Aşk olsun!!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)