6 Mart 2011 Pazar

Son Pişmanlık

Ne olucak bu bende ki üşengeçlik peki? Bir insanın çişi gelse bile üşengeçlikten kalkıp yapmaz mı ya? Yemek yapmaya üşenip, yemek yemez mi? Bizim kütahyada okuduğum dönemde evimiz minder evdi. Her yer minderdi. Dışardan bakıldığında tam bir karete salonunu andıran cinsten bir ev. Böyle olunca da tabii kimse yerinden kalkmak istemiyordu. Herkes her yere yuvarlanarak gidiyordu mesela. Hatta bir keresinde arkadaşımla otururken. Kola şişesi bize çok uzaktaydı da arkadaşıma şunu kim getircek şimdi ordan yaaa diye yakınmıştım. O da ben alayım dur dedi ve öyle bir yuvarlandı ki kola şişesine doğru. Hayatım boyunca unutamam o sahneyi. Zaten hani o evde eğer ayağa kalktıysan sıçtın demektir. Hemen herkes başlıyordu. “Hacı şu suyu versene. Aga benim telefonu uzatabilcen mi? Abi kaşık getirsene mutfaktan. Benim msn yi kapasana.” gibi. O yüzden bir oyun gibiydi bu. İsmi de ” Yerle Bir.” Yerden yükseğin bir benzeri. Yani o evde alıştım ben iyice üşengeçliğe. Gerçi ben zaten üşengeçtim ki Kütahya’ya gelmiş olmam bile aslında biraz üşengeçlikten. Şöyle oldu o da.

Bende herkes gibi ÖSS ye girdim falan. Hiç çalışmıyorum tabi. Sürekli dershane de sağda solda video falan çekiyoruz. Sürekli ama. Neyse sonra girdim sınava. Sonuçlar bekleniyor. Herkes stresli çevremde. Çünkü bütün sene kasmışlar derslere. Ben tabi pek kasmadığımdan nedense çok rahatım. Hatta benim tercihlerimi annem doldurdu. Ama ben söyledim o yazdı değil. Dedim sen takıl kafana göre yaz işte bir yerleri. Mesela ben tatil yapıyorum arada telefon çalıyor denizden çıkıp koşuyorum telefona annem arıyor. Açıyorum telefonu, dio “şurayı da yazıyorum?”, yaz yaz! diyip kapatıyorum sonra tekrar denize koşuyorum falan. Ee tabi sonuçlar açıklandı, telefona mesaj geldi, kütahya pazarlama tuttu diye. Dedim kütahya ne alaka lan. İşte bilmiyordum yani annem yazmıştı çünkü. Sonra okulun ilk günü hoca geldi derse herkese nereden geldiğini falan soruyor işte neden pazarlama diyor. Anfideyiz bende cool cool duruyorum kenarda oturuyorum. Ve hocanın espiri yapma yeteneği var. Hani bana ismimi sorduğunda Sefa Kenarda dediğim anda yapıcak o malum espiriyi. Bir de onun stresi varken bende sınıftaki tiplere bakıyorum. Tahmin yapıorum bu kesin Bayburt’tan gelmiştir ,yok Erzurum değilse bende topum falan diyorum. Sonra Çaat! İstanbul’dan geldim diyor, Yok İzmirliyim. Bende tabi içimden hasstr lan diorum. Top olmayı kabul etmiyorum. Sonra neyse sıra bana geldi hoca aynı soruyu sordu. Dedim, ” Valla hocam annem yazmıştı benim tercihleri, bilmiyorum ben doldurmadım tercihleri bu yüzden pazarlama.” herkes güldü sınıfta hoca da güldü. Dedim öyle ama ne yapayım. Çünkü herkes sallıyordu, yok efendim pazarlama tam ona göre bir yermiş, günümüzün mesleğiymişte ondanmış. Hadi lan bir tanede dürüstçe puanı düşük diye yazdım diyen çıkmadı. Benimki de fazla dürüstçe oldu orası ayrı. Zaten hemen ardından da dedim ki hocaya,” Sevdim ama pazarlamayı.” Nereye sevdim lan, daha ilk ders.

Çünkü ben her hangi birşeye hiç hazırlanarak girmem. Çünkü sonuç olumsuz olunca, ulan o kadar hazırlandık aq yeaaa dememek için. Bu yüzden de hiç pişmanlık duymuyorum ne güzel. Ama sanırım bu son kalan derslere de hazırlanmadan girersem ve geçemessem askerde bol bol yazıcam pişmanlık hakkında yazı. Tırstım bak şimdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder